İLİM AŞKI GENETİĞİMİZDE VAR

Yazan: Refik AKTEN

"De ki: hiç bilenlerlebilmeyenler bir olur mu?”(Kuran)

Beni en çok üzen haberler ülkemizdeki insanların ne kadar az kitap okuduğu, bilimin ne kadar geride olduğu, Türkiye’deki kahvene sayısının ne kadar çok olduğu, bir vatandaşımızın ortalama günlük 10 saniye kadar kitap okuduğu, halkın yüzde bilmem kaçının hiç kitap okumadığı, en çok televizyon izlemede dünya ikincisi olduğumuz, bir kitap başına düşen Türk sayısı gibi haberlerdir.

Geçmişimize baktığımız zaman dünyayı yüzyıllarca yönetmiş, bilimde dünyanın önünde yer almış, en modern okulları kurmuş, en modern tıbbi yöntemleri bulmuş bir ecdadın torunlarıyız. Bu kadar gelişmiş bir uygarlığın torunları olarak bu durumdan utanırım. Ne zaman kitap okumaktan sıkılsam, yazı yazma konusunda tembellik göstersem aklıma ecdat gelir. Böyle bir milletin çocuklarının hakkı asla tembellik olmamalı derim. Severek okuduğum tarihçi İbrahim Refik’in “Siz Bir Kartalsınız” isimli kitabında geçen hikâye bana çok manidar gelmiştir. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir adam kuluçkaya yatmış tavuğun altına kartal yuvasından aldığı bir yumurta koyar. Zamanı gelince civcivler birer kabuklarını çatlatıp dünyaya gözlerini açar. Kartal yavrusu da onların arasındadır. Hayatı hep o civcivlerin içinde geçip, kendisi onlardan bir saydığı ve devamlı onları taklit ettiği için civcivler gibi yerler eşeler ve topraktan çıkan solucanları yiyerek beslenir. Civcivlerin bazen uçma taklidi yaptıkları gibi o da üç beş metrelik uçma hareketleri yapar. Kartalcık ömrünü hep böyle civcivlerle çöplüklerde yiyecek aramakla sürdürüp giderken bir gün gökyüzünde bütün görkemiyle süzülen muhteşem bir kartal görür. Hayret ve gıptayla kartalın süzülüşünü manevralarını seyrederken dudaklarından şu ibretli sözler dökülür: “Allah’ın yarattığı ne muhteşem canlılar var. Ne güzel, rüzgârı yara yara gökyüzünde özgürce uçuyor. Ve her canlı gibi zamanı gelince O da tavukların arasında ömrünü tamamlayıp toprağa karışıyor.[1]

Böyle bir ecdadın torunları elbet bir gün kendilerinin bir kartal olduğunu fark edecekler. Çünkü bu topraklar üzerinde yaşamış tüm insanların genlerinde vizyon, bilgi, merhamet, başarı vardır. Bunların açığa çıkıp ülkemizin altın çağlarını yaşama devrine ise az zaman kaldı. Bunu çabuklaştırmakta bizlerin elindedir.

Size ecdadın geçmişte oluşturduğu medeniyetle ilgili ışık tutması açısından bazı anekdotlar aktarmak istiyorum.

“Yavuz Sultan Selim Han (1470–1520) bazı geceler sabahlara kadar okur, gözleri kan çanağına dönerdi. Günde sekiz saat okurdu. Mısır seferinde (1516) yanında üç katır yükü kitap götürmüştü. “Endülüslü İbn Rüşd sürekli kitap okurdu. Hayatında kitap okumadan geçirdiği iki gece vardı babasının öldüğü gece ve evlendiği gece”[2]

“Kitap aşığı el Cahız, kitap almaya para yetiremediği için kitapçı dükkânlarını kiralayıp, akşamları üzerine kilitleterek sabaha kadar kitapları mütalaa ederdi.”[3]

“Onuncu yüzyılda İranlı büyük vezir Abdul Kasım İsmail, 117.000 kitaplık koleksiyonundan ayrılmamak için yolculuk sırasında bunları, alfabetik dizine göre yürümeye alıştırılmış dört yüz deveye taşıttırırdı.”[4]

“Kahire’de 1175 yılından önce Fatımi kütüphanesinde konularına göre ayrılmış 1,1 milyon ciltten fazla kitap vardı. (haçlılar şaşkın bir kıskançlığın verdiği abartma ile ciltlerin sayısını 3 milyon olarak yazıyordu.) İskenderiye modelini izleyen Fatımi kütüphanesinin, müzesi bir arşivi ve laboratuarı bulunuyordu. John of Gorce gibi bilim adamları bu eşsiz bilgileri kullanabilmek için güneye yolculuk yaptılar. Müslümanların elindeki İspanya da çok sayıda kütüphane vardı. Yalnızca Andaluzya’da bu sayı yetmişi aşıyordu. II. El Hâkim (961–976) döneminde yalnızca Kurtuba’daki kitap sayısı 700.000’i aşıyordu.”[5]

“Onuncu asırda, Endülüs’te Halife El-Hâkim’in kurduğu kütüphanede kitap sayısı yarım milyonu buluyordu. Aynı dönemde çok bilgili ve kitaplara düşkünlüğü ile bilinen “Âlim Charles” diye şöhret kazanan Fransa Kralı Charles, kurduğu kütüphaneye koyacak 900 kitabı zor bulmuştu.”[6]

“Kâtip Çelebi bazen bir kitabın üzerinde kendisini unutur ve odasında güneşin batmasından doğmasına kadar mum yanardı ve hiç usanmadan okurdu. Marifetname sahibi İbrahim Hakkı okurken yemeyi içmeyi bile unuturdu.”[7]

Çanakkale savaşında şehitlik mertebesine ulaşmış 400.000 evladımızın içinde yer alan bir çok; asker, münevver ve aydınlarımızın yerine ülkemizde artık münevver ve nitelikli insanlarımız yetişmeye başlamış bundan sonra hepimizin gayretleriyle güzel bir çağ bizi beklemektedir. Yeter ki televizyonlarımıza verdiğimiz önemi kitaba verelim.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Refik, İbrahim. Siz Bir Kartalsınız, Albatros Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 2002. S:14

[2] Ünal, İbrahim. Kitap Tiryakiliği, Sim Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara, 1999. S:47

[3] a.g.e. S:50

[4] Manguel Albert. Çev: Füsun Elioğlu, Okumanın Tarihi. Yapıkredi Yayınları, 2. Baskı İstanbul, 2002. S:228

[5] a.g.e. S:231

[6] Ertuğrul, Halit. Kitap Okumada Yeni Teknikler, Nesil Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2002. S:135

[7] a.g.e. S:139