HIZLI OKUMA NEDİR?* Yazan: Refik AKTEN “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” ayetinin anlamı belki de en çok bu çağda hayat bulmuştur. Uluslar, şirketler, kişiler bilenlerle bilmeyenler diye ayrılmıştır. İnsanoğlunun yüzyıllar boyunca hep gücü elde etmenin peşinde koşmuştur. Amaç hep daha çok güç ve etkililik olmuştur. Tarihsel gelişim içerisinde insanoğlunun elde etmek istediği bu güç kavramının elde edilme yöntemi de değişmiştir. Alvin Toffler güç kavramını şu şekilde özetlenebilecek yeni bir yorum getirmiştir. İnsanlığın ilk çağlarında en büyük güç kaynağı “kas gücü” olmuştur. Bu dönemlerde kimin daha güçlü olduğu kaslardaki o güce bağlanmıştır. Yöneten, takdir edilen ve önde olan kas gücünü barındıranlar gücü elde etmişlerdir. Kalabalık ailesi ya da toplumu olanlar her zaman daha güçlü ve kudretli olmuştur. Kas gücünün bu önemi binlerce yıl sürdükten sonra sanayi devrimi sonrası, güç kavramı servet ya da başka bir deyimle sermaye bu gücü devralmıştır. En güçlü kişi ya da kuruluş kapitali elinde bulunduranlar olmuştur. Kas gücü ile çalışan işçiler ne kadar güçlü olursa olsunlar toplumun en alt katmanına doğru itilmişlerdir. Kas gücüne sahip olan bu kişiler hem ekonomik hem de sosyal hayat açısından bir daha geri dönülmeyecek oranda gerilemişlerdir. Son olarak ise bilgi çağı olarak ta adlandırılan dönem de gücü elde eden “bilgi” olmuştur. Bu dönemde bilgiyi elde eden kişi, işletme ya da ülkeler dünyanın en önde gelen toplumları haline gelmiştir. Bir kişi bile olsa bilgi gücü o insanı bir ülkeden bile daha önemli ve güçlü bir hale getirebilmektedir. Şu anda yaklaşık 25 yıllık bir şirket olmasına rağmen Microsoft şirketi sadece bilgi satarak dünyanın en zengin kuruluşlarındandır. Aynı zamanda sahibi Bill Gates’de dünyanın en zengin kişilerindendir. Yüzyıllık geçmişe sahip ağır sanayi işletmelerini bile geliriyle bu kısa sürede geride bırakmayı başarmıştır. Takdirle karşılanacak olan bu büyük başarıyı bilgi üreterek ve satarak elde etmişlerdir. Şirketin değeri ise birçok ülkenin milli gelirinden daha fazladır. Yeniçağda bilginin en üst düzeyde değer kazanmasıyla birlikte insanlar daha çok bilgi elde etme yarışana girişmişlerdir. Bilginin en temel kaynağı ise kitaplar olduğundan bu alana yönelinmiştir. Bu sebeple son yüzyılda o kadar çok kitap basılmış ve halka sunulmuştur ki artık insanlar bilgiyi daha hızlı elde etme, elde ettiği bilgiyi ise çok kısa sürede işleyebilme ihtiyacını doğurmuştur. Daha çok bilgi elde etme ve işleme ise daha hızlı okuma gereğini ortaya çıkarmıştır. Bilgi elde etmenin en temel yolu ise kitaplardır. Maalesef ülkemiz insanları çok az okumaktadır. En çok sigara tüketme, en çok televizyon izleme, en çok yolsuzluk yapmada dünyanın ön sıralarındayken Okuma ile ilgili istatistiklere bakıldığında maalesef birçok ülkenin gerisinde kalmaktayız. Peki, “hızlı okuma tarihsel süreç içinde değerlendirildiğinde nasıl bir gelişim göstermiştir?” Şeklindeki soruya aradığımız cevap bizi çok ilginç yerlere götürmüştür. "İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri Birinci Dünya Savaşı sırasında kara kuvvetlerindeki taktisyenler fark ettiler ki birçok pilot, belli bir mesafede uçakları birbirinden ayıramıyor. Hava savaşının ölüm kalım mücadelesi içinde bu durum ciddi bir dezavantaj oluşturduğu için taktisyenler bu soruna bir çözüm yolu araştırmaya koyuldular. Bu çalışmalar sonunda büyük bir ekranda kısa aralılarla değişen görüntülerin yanıp söndüğü, taşitaskop (tachistoscope) isimli bir alet geliştirdiler. Daha sonra dost ve düşman uçaklarının oldukça büyük resimlerini çok kısa aralıklarla oynatmaya başladılar. Bir süre sonra resimlerin gösterilme aralıklarını ve boyutlarını düşürdüler. Şaşırtıcı bir biçimde fark ettikleri eğitimle, ortalama bir insan, saniyenin beş yüzde biri kadar sürede ekran üzerinde beliren nokta büyüklüğündeki çeşitli uçak görüntülerini dahi ayrımsayabiliyor.” “Bu olağan üstü hızda dahi göz işlevlerini yerine getirebiliyorsa, okuma hızı köklü bir biçimde arttırılabilirdi. Böylece alanda edinilen bilgiler hızlı okuma alanına aktarıldı. Aynı araç kullanılarak önce ekran üzerinde görüntü itibariyle büyük bir sözcük beş saniye boyunca beliriyor daha sonra hem sözcüğün boyutu küçültülüyor hem de belirme süresi kısaltılıyordu. Sonunda saniyenin beş yüzde biri kadar sürede ekran üzerinde aynı anda dört sözcük belirmesine rağmen, denekler hala bunları okuyabiliyordu. Aynı döneme rastlayan dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkartılan araştırma sonuçları beynin fotografik olarak bilgileri algılayabildiği ve işleyebildiği, gözün okuma esnasında bilinenden daha geniş bir şekilde görebileceği anlayarak hızlı okumaya yeni bir boyut getirdi. Bu gelişmeler hızlı okuma eğitimini yeniden şekillendirdi. Ülkemizde hızlı okuma çalışmalarına önemli katkılar sağlayan Mustafa Ruşen’in hızlı okuma kitabında hızlı okumanın tarihçesi ile ilgili ilginç anekdotları vardır. “Aslında çok hızlı okuma tekniklerinin gözümüzü ilgilendiren yönü üzerindeki çalışmalar, daha da eskilere uzanır. XIX. Yüzyılda Sarbonne’da göz hekimliği laboratuarı yönetmeni Emile Javal’in “gözün okuma işlemi sırasında sıçramalar sırasında gördüğü” ile ilgili çalışmalarını biliyoruz. Dünya da böyle bir süreçten geçen hızlı okuma tekniği ise ülkemizde ancak son 20 yılda gerçek anlamda değer görmüştür. “Ülkemizde hızlı okuma konusunda 1970’li yıllarda küçük çalışmalar göze çarpıyor. 1980’li yılların sonlarında Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, öncelikle Bakanlığına bağlı Ankara ve İstanbul’daki üst düzey yöneticilerin bu kurslara katılmasını istedi. Ardından da her gazeteden ve dergiden bir kişinin bu kurslara ücretsiz olarak katılmalarını sağladı. Böylelikle hızlı okuma, ülkenin gündemine girdi.” “Okuma hızının ne kadar olacağı konusunda birçok görüş vardır. Maalesef ülkemizde bu konuda çok fazla istismar yapılmıştır. Bu konuda eğitim veren bazı kişilerin okuma hızının 15.000 kelimeyi herkesin okuyabileceğini iddia etmişlerdir. Bu konuda uluslararası onaylanmış hızlı okuma sonuçları şu şekildedir.”
Şu soru akla gelebilir. Test edilmiş sonuçlar bu şekildeyken daha önce bahsettiğimiz çok yüksek okuma hızları nereden geliyor. Hızlı okuma seminerlerinde sadece literatür bilgisi olarak verdiğim fakat uygulamasını yaptırmadığım bazı teknikler vardır. Sicim okuma, kelebek okuma, zikzak okuma gibi. Bu tekniklerle okuma hızı çok fazla arttırılabilmesine rağmen maalesef anlama düzeyi çok düşük kalmaktadır. Anlama düzeyinin düşük kalmasının yanında okuma zevki ortadan kalkmaktadır. Bu tür okumaların yararlı olmayacağını düşündüğümden kitabımın kapsamında bu tekniklere yer vermedim. a. Anlama düzeyinin arttırılması Okumanın temel amacı bilgiyi tam ve doğru olarak almaktır. Bunu ise ancak anlamanın en yüksek seviyede olmasıyla sağlanabilir. Diğer durumda sadece malumat düzeyinde bir bilgi olur. Amacımız bu olmadığı için tarama, kelebek, zigzag tarzı okumalar yerine her kelimenin görülüp algılandığı ve beyinde işlendiği bir okuma tarzı anlamamızı arttıracaktır. Sizlere bu kitapta verdiğim yöntem size bunu sağlayacaktır. Bu kitapta anlattığım şekilde verdiğim hızlı okuma eğitimlerinde öğrencilerim ortalama 90 ila 130 kelime ile kursa başlayıp kurs sonunda bu hızları dakikada 400 ila 800 kelimeye çıkmakta anlamaları da buna paralel olarak artmaktadır. 20 kişilik bir sınıfta ortalama 15 kişi bu rakamlara çıkarken diğerleri de bu rakamların daha üzerine çıktığı gibi daha altında da kalabilmektedir. Bu farklılık tamamen öğrencilerim bu kursta harcadıkları çaba ile önerilen çalışmaların yapıp yapmamasına bağlıdır. Ülkemizde ise Reha Oğuz Türkan, Süleyman Demirel, Adnan Kahveci gibi isimlerin çok hızlı okuduğu söylenmektedir. Okuma zevkinin yok edilmemesi de okuma ve alışkanlığının devamı için gereklidir. Çünkü insanlar “acı duyduğu şeylerden uzaklaşır zevk aldığı hoşuna giden şeylere yaklaşır.” Yaklaşma ve uzaklaşma prensibinden hareketle eğer anlamadan çok hızlı okuma yapıyor ve daha sonra da okuduğunuz kitabın adını bile hatırlamakta zorlanıyorsanız bu size acı verir. Acıdan uzaklaşmak için ise kitap okumadan uzaklaşmanız kaçınılmaz olur. Size bu vereceğimiz hızlı okuma tekniği ile okuduğunuz kitaplardan zevk almayı öğreneceksiniz. Okuduğumuz tüm kitapları hatırlamak insana ne kadar büyük mutluluk verecektir değil mi? Maalesef birçok okuyucu yüzlerce kitap okuduğu halde birçok kitabın adını hatırlamakta zorlandığı gibi büyük oranda da yazarını bile hatırlamayacaktır. Bunu kurslarımda birçok defa gözlemledim. Birçok öğrencim kursa başladığında okuduğunu hatırlamakta zorlandığını ifade etmektedir. Sizlere vereceğimiz hafıza teknikleri ve zihin haritalama tekniği ile bu sorunu büyük oranda çözüm getirebileceksiniz. * Bu yazı Refik AKTEN'in "Hızlı Okuma ile Öğrenme" kitabından alınmıştır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||